“`html
Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – Hepimizin zaman zaman duyduğu komik bir soru vardır: ‘Suyla mı çalışıyor bu araç?’ Ancak, bu espri, petrol başarılı bir şekilde kullanan ülkeler için ironik bir anlam taşıyor. Petrol zengini ülkeler, özellikle Orta Doğu’daki komşularımız, suya erişim sağlamak için devasa bütçeler harcarken, Türkiye su kaynakları açısından oldukça şanslı bir konumda bulunuyor. Nehirlerinin denize dökülen noktalarında bol yeşilliklere sahip olan Türkiye, buna rağmen yanlış kullanım sonucunda tatlı su göllerinin kuruması ile karşı karşıya kalıyor. Sonuç olarak, yer altı su kaynakları ve göllerin yeniden kazanılması için harcanan milyarlarca dolardan bahsediyoruz. Peki, bu durumu düzeltmek için daha pratik bir yol yok mu? Petrol taşıyan tankerlerin geri dönüş yolunda balast tanklarını tuzlu su yerine tatlı su ile doldurması bu soruna bir çözüm olabilir. Bu sayede Türk göllerinin korunması sağlanabilir, Orta Doğu’ya su temin edilebilir ve bu işlemle yaklaşık 2 milyar dolarlık bir gelir elde edilebilir. Böylece, hem armatörlerin masrafları minimize edilir hem de Türkiye gelecekteki enerji savaşlarında stratejik bir konum kazanabilir! Bu konu, Covertainer projesinin CEO’su ve Uzak Yol Kimyasal Tanker Kaptanı Güner Kara tarafından Milliyet.com.tr’ye detaylı bir şekilde anlatıldı.

GÖLLERİ KURUTAN PETROL BAĞIMLILIĞI: ‘NEHİRLERİMİZDEN PETROL AKIYOR’
Sakarya’da bulunan ve tarihinde büyük öneme sahip Aralık Gölü, diğer adıyla Gökçeören Gölü’nün kurutulması, 40 bin dönümlük tatlı su alanının kaybını beraberinde getirdi. Başlangıçta, göldeki bataklıktan kurtulma amacı gütülse de, bu süreç çeşitli sorunlara yol açtı. Mevsim geçişlerinde, göl arazisi zaman zaman su ile dolup taşma sorunları ile karşı karşıya kalıyor. Bu gölün hikayesi 2015’te, bölgedeki petrol ve doğal gaz çalışmalarının olumlu sonuçlar vermesiyle ironik bir hal aldı. Artık petrolü olan ülkeler su arayışı içinde, Suudi Arabistan gibi ülkeler, 2024 yılına kadar 60 gelişmekte olan ülkeye 6 milyar dolarlık su projelerine yatırım yapmayı hedefliyor. Türkiye’nin su kaynakları ile petrol ilişkisi, özellikle güney komşularından aldığı petrol karşısında oldukça dikkat çekici. Ancak, gemilerin boş dönmesi ve nehirlerimizden denize aktarılan tatlı su, Türkiye için büyük bir avantajın başlangıcını oluşturabilir. Kaptan Güner Kara’ya göre, Türkiye su ticareti için uygun bir konumda. Peki, Türkiye, petrol almak üzere giden gemilerin dönüşlerinde suyu nasıl taşıyabilir?
“Türkiye’de her yıl 54 milyar metreküp tatlı su, nehirlerden doğrudan denize akıyor. Bu miktarın sadece %10’luk diliminin piyasa değeri 2 milyar dolar. İlginç bir detay daha var: Türkiye’ye gelen petrol, LNG ve LPG taşıyan gemiler, yüklerini boşalttıktan sonra aynı yolda boş bir şekilde dönüş yapıyor. Boş dönüşlerinde ise tuzlu deniz suyu taşıdıkları biliniyor. Oysa bu gemiler, mevcuttaki tuzlu su taşıma yerine, nehirlerimizden alınan tatlı suyu taşıyabilseydi. Yani nehirlerimizden petrol akarken, buna alternatif bir su kaynağı yaratılabilirdi. Ancak, enerji sektöründeki büyük şirketler genellikle böyle yenilikçi fikirlere sıcak bakmamaktadırlar. Zira, her ülke Türkiye kadar avantajlı bir durumda değildir ve bu sistem, daha önce su kaynağı olmayan ülkeleri enerji sektöründe önemli bir aktör haline getirebilir. Ancak Türkiye’nin karşılaştığı en büyük sorun: Kuraklık. Nehirlerimizin suyu azalıyor, barajlarımız kuruyor ve yer altı su rezervlerimizde önemli bir kayıp yaşanıyor. Herkesin bildiği gibi, mevcut durumu düzeltmek için milyar dolarlık projelere ihtiyaç var.” – Güner Kara

2 Şubat 2006’da yayımlanmış, geçmiş projelerin olumsuz etkilerini inceleyen Milliyet gazetesine ait bir haber.
PETROL Mİ, SU MU? KOMŞULARA SU, GEMİLERİMİZE KAZANÇ!
Su temin edecek olan bu projenin yalnızca ‘suyla gelir elde etmek’ gibi bir amacı yok. Aynı zamanda, ülkemizde mevcut olan tüm su kaynaklarının korunmasına ve tekrar kazandırılmasına yönelik büyük adımlar da vadetmektedir. Kaptan Güner Kara, projenin denizcilik açısından maliyet avantajlarını şu şekilde açıklıyor: Tuzlu suyun yoğunluğu 1025, tatlı suyun yoğunluğu 1000’dir. Bu durum gemilerin dengesini etkilemez. Dünya genelinde binlerce gemi, Mississippi ve Yangtze nehirlerinde yük boşaltırken balast tanklarına nehir suyu alıyorlar. Bu uygulama, Tuzlu su yerine tatlı su taşımanın, gemilerin yakıt tüketimini de azaltabileceğini gösteriyor. Mevcut durumda gemiler yağmurlara başlanır ya da su kaybı gerçekleşirse verilen zararı da en son balast tanklarından tahsil edilmektedir. Ayrıca, bu yalnızca gemilerin yakıt tasarrufunu değil, aynı zamanda gemilerin dönüş yolunda boş kalmasını da ortadan kaldırabilir. Kaptan Güner Kara bunun açıklamasını ise şu şekilde yapıyor:
“Diyelim ki bir petrol şirketisiniz ve petrolü Suudi Arabistan’dan Türkiye’ye 100 dolara getiriyorsunuz. Örneğin, aynı petrolü Suudi Arabistan’dan Fransa’ya 110 dolara taşımaktasınız ve gemi boş dönüyor. Ancak, Enerji-Su Ticaret Koridoru avantajıyla Türkiye’ye bu petrolü 80 dolara getiriyorsanız, Türkiye bu petrolü Fransa’ya da 90 dolara taşıyabilir. Kısacası, suyun avantajı ve konumumuz sayesinde petrol kullanmayan bir ülke bile enerji piyasasında oyun değiştiricisi olabilir. Ancak bu durum, büyük enerji şirketlerinin asla istemediği bir sonuçtur çünkü her ülke Türkiye kadar şanslı değil. Kimi ülkelerin denize dökülen nehirleri yok, kimi ülkelerin su kalitesi kötü ve birçoğu hala enerji ithal etmek zorundadır.”

2006 yılında Milliyet’te su kaynakları ve İsrail’in yayılmacı politikalarıyla ilgili yapılan bir haberin bir bölümü.
KURUYAN GÖLLERİ KORUMA STRATEJİSİ: ‘İKİ KAZANÇ BİR ARADA’
Orta Doğu’da dengeler tartışılırken, birçok ülkenin topraklarını su ve petrol kaynakları ile genişletme çabası gözüme çarpıyor. Peki, bu karmaşayı çözmek ve su ile petrol ihtiyacı olanlara ekonomik ve çevre dostu bir şekilde taşınabilir mi? Kaptan Güner Kara, daha önce pek çok projenin başarısızlıkla sonuçlandığını ve bu nedenle yeni bir strateji gerekliliğini ifade ediyor. 2 Şubat 2006’da Türkiye ve İsrail arasında planlanan bir su anlaşması, maliyetlerin yüksekliği nedeniyle iptal edildi. Mevcut durum göz önüne alındığında, aslında gemilerin yüklerini bıraktıktan sonra taşıdığı tuzlu su, doğaya büyük zarar vererek milyarlarca doları boşa harcadığımızı gösteriyor. Bu bağlamda, gemilerimizin balast tanklarına deniz suyu yerine, tatlı suyu taşımak, Türkiye için gerçekten büyük bir fırsat anlamına gelebilir. Bu rapor, Eğirdir, Salda ve Tuz Gölü gibi doğa harikalarının geleceğini kurtarabilir. Kaptan Güner Kara bu noktalara dikkat çekerek sözlerini şöyle sonlandırıyor:
“Enerji-Su Ticaret Koridoru Projesi’nin hayata geçirilmesi için bize çıkara gerek yok. Ancak, geleceğimiz için çok ihtiyaç duyduğumuz bir proje. Her gün yer altı su kaynaklarımız tükeniyor ve gürül gürül akan nehirlerimiz yavaş yavaş kuruyor. Bu durumu düzeltmek için milyarlarca dolarlık yatırımlar ve projelere ihtiyaç var. Oysa, Su-Enerji Ticaret Koridoru sayesinde bu kaynağı kullanmadan, doğaya saygılı bir şekilde elde edilen gelir ile nehirlerin bir kısmının kurak İç Anadolu’ya geri taşınması sağlanabilir. Su, projenin finansmanını kendisi karşılayacaktır; dolayısıyla bu Türkiye’nin kasasından herhangi bir para harcanmadan gerçekleştirilecek. Sonuçta, nehirlerimizin %85’i yine denize akmaya devam edecek.”
“`
Bu yeniden yazılmış metin, orijinal içeriğin ana fikirlerini koruyarak, SEO hedeflerine uygun ve okuyucunun ilgisini çekecek şekilde yeniden düzenlenmiştir. HTML yapısı da korunmuştur.